Geçtiğimiz günlerde Eskişehir’in en büyük ilçesi Sivrihisar’dan “kuraklık feryadı” yükseldi. Sivrihisar’ın son yıllarda en büyük kuraklık tehlikesi ile karşı karşıya kaldığına dikkat çeken açıklamanın ardından Eskişehir Yaş Sebze ve Meyve Üreticiler Birliği Başkanı Yıldıran Kılıç’dan da bir açıklama geldi. Kılıç yaptığı açıklamada, “Sulama sistemimiz sadece yer altı suyuna bağlı. Gün geçtikçe yer altı sularımız azalıyor. 4 yıl sonra Eskişehir genelinde su sorunu yaşanabilir ve bu durum üretimi olumsuz etkiler" görüşlerine yer verdi.
Üretici bir taraftan hak ettiği destekleri alamazken, diğer yandan üretimde sürekli olarak gübreden ilaca, mazottan elektriğe artan maliyetler karşısında ezilmeye devam ederken bir de “kuraklık krizi” ile karşı karşıya kalması sebebiyle gerçekten zor durumda.
Hani XVI. Louis'nin taç giyme töreni sırasında aynı zamanda, Paris'teki ekmek kıtlığı da doruğa ulaşmıştır. Bu dönemde söylenmiş olan, "Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler!" sözü hafızalarımızda yer etmiştir. Yakın gelecekte bize has, “Sebze bulamıyorlarsa maden yesinler!” sözünü de duyarsak şaşırmayız.
Bir taraftan katledilen ormanlarımız, diğer taraftan zehirlenen topraklarımız işi oraya doğru götürüyor. Kuraklık varmış, sebze meyve üretimi zora girermiş, ekilen tohumlar tarlada çürüme tehlikesi ile yüz yüzeymiş kimin umurunda? “Veririz parayı savaştaki Ukrayna’dan gemiler dolusu yüz binlerce ton buğdayı alırız.” Hayvancılık can çekişiyormuş, “O da sorun mu?” Veririz parayı “Sırbistan’dan, Arjantin’den getiririz eti!” Yetmezse Güney Amerika ülkelerinden “Gemiler dolusu Anguş ne güne duruyor?” Tarlada buğday boy ve başak vermezse vermesin saman ihtiyacı için “Bulgaristan, Romanya yeterde artar bile!” Hatta “Suriye’den patates bile ithal edebiliriz!” Yeter ki maden arayacakların parmakları incinmesin.
Sorunların çözümleri bu kadar basit(!) Asıl olan siyasetin gündemindeki konular(!) Siyaset ne diyorsa o… Siyasetin gündeminde “Anayasa değişikliği, 2028’deki Cumhurbaşkanlığı adayının kim olacağı, terörist başının mecliste konuşturulması, belediyelerin konser ücretleri vesaire…” Diğer konuları ise halının altını süpür gitsin.
Asgari ücret ile ilgili konuyu dün yazdım. Dünya kadar laf kalabalığının arasında kimin ne söylediğinin de önemi yok. Ama görünen o ki “Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek için” tam anlamıyla seferberlik ilan edilmiş duruma. Aynı şey emekliler içinde geçerli. Üretici kendi göbeğini kendi kesmeli, esnaf ve tüccar için zaten söyleyecek bir şey hiç yok. Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek TBMM’de Bakanlığı’nın bütçesi görüşülürken, “Vatandaşın sırtındaki vergi yükü ağır söylemleri, algıdan ibaret” buyurmuş. Bakan’a göre “Enflasyonda da işler yoluna girmiş!” Yakın gelecekte başka umut(!) verici gelişmelerden de söz edilirse şaşırmamak gerekiyor. Zaten iktidar mensuplarına göre ortalık "güllük, gülistanlık” işte o sebeple" çalmadık kapı bırakmayacaklar!” Sokaktaki vatandaş tam 5 yıldır aynı tabloyu yaşıyor ve sorunları iliklerine kadar yaşıyor.
Yahu biz hangi ülkede yaşıyoruz? Biz çok kötü bir rüya mı görüyoruz acaba? Ah… ah… “Uyuyup 6 ay sonra gözlerimizi açabilseydik!” Kötü bir rüyadan uyanmış olacaktık. Uyanamadığımız için de “gözlerdeki ışıltıyı” bir türlü göremiyoruz. Acaba bizde “uyku apnesi” mi var? Nasıl oluyor da emeklisi, asgari ücretlisi, kamu çalışanı, özel sektör çalışanı, çiftçisi, hayvancılıkla uğraşanı, esnafı, tüccarı, sanayicisi hep birlikte aynı rüyayı görüyor çözemediğimiz sır da bu ya!..