2 Nisan tarihi bu yıl ülkemizde ‘Boykot’ tartışmaları ile geçti. Bizler ise Sabahattin Ali’yi hatırlarız. Sabahattin Ali’yi kim öldürdü. Belki de tek başına yaşamayı seçtiği için hayatını kaybetti. Eserlerine ve yaşamına baktığımızda karşımıza iki Sabahattin Ali çıkıyor. İkisini de çok sevdik. Romanları, Değirmen’de, Kağnı’da, Sırça Köşk’te, Kuyucaklı Yusuf’ta toplumcu gerçekçiliği zirve yapar. Sabahattin Ali, bu romanlarında köylünün, işçinin, ümidini her zaman diri tutan sevdalının derdini anlatır. Başka yapıtlarında ise, ümitsiz, karamsar, bireysel çıkışlar arayan ve o dehlizlerde Yusuf gibi kuyulara düşen bir Sebahattin Ali vardır. 250 bin Rumelili hemşerisinin yaşadığı Eskişehir’de onu anmak için ciddi bir etkinlik yapmak gerekiyor.
MESKENİ DAĞLAR
Ünlü şairimiz der ki, ”Şehirler bana bir tuzak, İnsan sohbetleri yasak. Uzak olun benden uzak, Benim meskenim dağlardır”. Anadolu dağlarında, Köroğlu’nun, Dadaloğlu’nun, Karacaoğlan’ın destanları yankılanır. Sabahattin Ali için dağlar ise, , insan sohbetlerinden kaçılacak bir mecradır. Ne heybeti vardır dağların ne yüceliği. Dağ, onun için tatminkar bir yalnızlığa dönüşmüştür.
GÜNLERİ GEÇMEYEN ALİ
“Yanımda yatan yabancı, Her söz zehir gibi acı, Bütün dertlerin en gücü, Geçmiyor günler geçmiyor”. Kimisi için hapislik bir vatan hizmetidir kimisi içinse “zehir.” Nazım Hikmet belki de şairlerimiz arasında en fazla hapishanede volta atandır. Hapislik günlerini ise şöyle anlatır:
“Dokuz yıl hapislik ettim. Ve bu vatan hizmeti. Daha ne kadar sürer ,Belli değil” Davası için hapse düşene hapis de bir dava görevidir. Ancak “insan sohbetlerinden uzak olmak isteyen” Sabahattin Ali, hapishanede de yanındaki yabancının zehir gibi sözleriyle geçemeyen günlerini sayıklamıştır. Yine Kürk Mantolu Madonna ve İçimizdeki Şeytan’da yarattığı karakterler de bu örneklerden izler taşır. Bu birkaç örnek, Sabahattin Ali’yi kaybedişimizin işaretlerini de içinde barındırmaktadır.
DEĞERLENDİRME NASIL YAPILMALIDIR?
Herkes ve her şey kendi koşulları içerisinde değerlendirilir. Ancak Ali’nin örgütsüz bir yalnızlık içerisinde yuvarlanması, kendi gerçekliği ve somut durumuyla açıklanamayacak bir durumdur. Çağdaşları legal ya da illegal birçok örgüt-parti faaliyeti içerisinde mücadele ederken Sabahattin Ali’nin bunlardan uzak durması kendi tercihiyle açıklanabilir.
Nihayetinde Sabahattin Ali, aleyhine devam eden davalar sebebiyle Avrupa’ya kaçmak isterken Ali Ertekin adında emekli bir subay tarafından başı taşla ezilerek vahşice öldürülmüştür. Aslında ölümüne Avrupa’ya kaçma planları yaptıran yalnızlığı ve örgütsüzlüğü olmamış mıdır? Aydınlarımızı benzer buhranlar içerisinde kaybetmemek için Sabahattin Ali’yi de bu gerçekliğiyle birlikte kavramak gerek.
ONA BORCUMUZ VAR
1950’lerden itibaren ülkemizdeki okur ve yazar kuşakları ile aydınların en çok borçlu olduğu isimlerden biridir Sabahattin Ali. Ona çok borcumuz var.1948’de halen tam olarak aydınlatılamamış bir cinayete kurban gitmesi, sırtımızdaki en büyük borç yüklerinden biridir. Öğretmenliği, roman ve öyküleri, şiirleri, çevirileri, mektupları, dergiciliği için borçluyuz. Onca baskıya, yasaklamaya, tutuklamaya rağmen bir gün bile eğilmediği, hep dik durduğu, neşesini ve umudunu hep koruduğu, gerçek aydın tavrından hiç ödün vermediği için borçluyuz. En kötü günlerinde, eşine ve kızına sevgisini eksik etmediği ve aşkın her halini anlattığı için kendisine saygı duymalıyız. Sırtına gocuğunu, ayaklarına çizmelerini geçirip kamyon şoförlüğü yaptığı, hep namuslu kalmayı başardığı için borçluyuz.
74 YIL OLMUŞ
Bulgaristan'da, Gümülcine Sancağı'na bağlı Eğridere, şimdiki adıyla Ardino ilçesinde 25 Şubat 1907'de doğan şair ve yazar Ali, 74 yıl önce yine doğduğu topraklara geçmek isterken, cinayete kurban gitti. Cinayet aydınlatılamadı. Ünlü edebiyat insanımızı saygı ve özlemle anıyoruz. Eskişehir’de de geleneksel hale gelen törenlerle onu mutlaka anacağız.