Bir bayramı daha geride bıraktık. Ancak anlamadığımız şey bayram mı bizi geride bıraktı, biz mi bayramı geride bıraktık tam olarak anlayamadık. Muharrem Özdemir’in bestelediği şarkının sözleri aklıma geldi. Ne diyordu o şarkıda biraz hatırlayalım isterseniz.  “Saçlarından bir tel aldım. Haberin var mı? Ben gönlümü sana verdim. Haberin var mı? Gözden ırak, dilden uzak Ben seni sevmişim, eyvah. Haberin var mı? Gözler kalbin aynasıdır. Yalan söyler mi? Aldatan gözleri gördüm O da sende mi? Haberin var mı? Son hatıran kaldı bende. Onu da alsana. Vicdanında rahat mısın? Söylesen bana!”

Sanki bizim için söylenmiş bir şarkı. Sahi şarkıların içinde duygu yoksa sen de o duyguyu yaşamıyorsan o şarkı bizden uzak olsun…

Bayramın hemen öncesinde bayram tatilinin 9 güne çıkartılması ile adeta fırsat bekleyen milyonlar şehirleri boşaltıverdiler. Sakın yanlış anlamayın köylerine, ana babalarına, akraba ve yakınlarına gidenlerin sayısı tatile gidenlerin sayısının yanında zerrede toz misali kalırdı… Yollar, otobanlar adeta dolup taştı diyebiliriz. Ne kadar çok özlemişiz bayramı(!) pardon tatili?!

Çok ürettik!), çok çalıştık(!) çok yorulduk hep birlikte değil mi? Son dakika tatil rezervasyonları adeta patladı desek, yanılmış olmayız, Bu defa bayramı çoluk çocuğunu evinin penceresinde, kapısında, bahçesinin önünde bekleyen ve büyük özlem duyan yalnızlıklarına bir çare olur diye düşünen yaşlılar, belleri kamburlaşmış analar babalar yerine turizm işletmecileri yaptı. Bu bayramda da yemeyip yediren, giymeyip giydiren, bizleri 9 ay karnında taşıyan, geceleri beşiğimizi sallayan, hastalandığımızda başucumuzda gözyaşı döküp uykusuz geceler geçiren anne-babaların elleri avuçları boş kaldı. Açıkça ifade etmek gerekirse bizim bayram bu defa da tatile çıktı. Huzurevleri, sosyal hizmetler çocuk esirgeme kurumu yuvaları, mahalledeki yaşlılarımız ise birkaç insaf ve merhamet sahibi vatandaş ile kendini sivil toplum ve sosyal yardım kuruluşu olarak tanımlayan kurumların temsilcilerine kaldı.

Bayram öncesiydi, tarımsal ürünler satan aynı zamanda petshop diye tanımlanabilecek mağaza ürünlerinden satan bir dostumla ayaküstü sohbet imkanı oldu. Dostum, “Ben bu dükkana gelmeden önce 18 yıl rahmetli babam işletti. Emekli olup işlerin başına geçeli de 13 yıl oldu. Hiçbir bayram öncesi böyle bir şey yaşadığımızı hatırlamıyorum. Bir Allah’ın kulu mu dükkanın kapısından içeri girmez? Acaba sadece ben mi bunları şaşıyorum diye sağdan-soldan esnaf arkadaşlara soruyorum, herkes aynı şeyden yakınıyor” diye içini döktü. Sadece esnafın yaşadıkları değil, bu bayram hepimizin beklentilerinin altında tatsız-tuzsuz zamanlar geçirdik desem… İnsanlar gerçekten birbirlerinin gözüne bakmaktan çekinir olmuşlar. Sevenler sevdiklerine “seni seviyorum” bile demekte zorlanıyorlarsa eğer, bu işte bir gariplik var demektir. Siyasette bile çalınan kapıların değiştiği, bayramlaşma algoritmalarının değiştiği gerçeğini de gözlerden kaçırmamalıyız. Etrafımda “Dünya parası olana güzel” diyenler ile dolu. İnsanlar bayramda tatile giderken paraları olduğundan mı, yoksa yaşadıklarının ağırlığından mı kaçıyorlar gerçekten sosyolojik bir inceleme konusu bile olabilir.

Sahi ne oldu bizim o gerçekten hasret türkülerine tema olan bayramlarımıza? Neden böyle oldu? Neden, “Memlekete bayram gelmiş benim neyime. Gözyaşlarım pınar olmuş aktı dizime. O yar bana selam salmış artık neyime. Bana selamları değil kendisi lazım. O yar bana selam salmış artık neyime” türküsünü söyler söyler gezer olduk? Son cümleyi Cemil Çankat’a rahmet dileyerek, ona ait “Geceler yârim oldu” türsünün birkaç mısrası ile tamamlayayım, “Geceler yarim oldu anam anam garibem. Ağlamak karım oldu anam anam garibem. Evvel böyle değildim anam anam garibem. Bayram gelmiş neyime anam anam garibem. Kan damlar yüreğime anam anam garibem. Yaralarım sızlıyor anam anam garibem. Gülmek benim neyime anam anam garibem.”