İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından Türkiye ekonomisi orta ölçekli ekonomik şok yaşadı. Boykot söylemleri, pek karşılığını bulmamışa benziyor. Eskişehir’de de güçlü bir boykot yapıldığı görülmedi. Bence önemli olan Türkiye ekonomisinin neden iç siyasal gelişmelere karşı hassas ve kırılgan olma halidir. Boykot söylemleri yerine bu durumu tartışmalıyız.

DOLAYLI VERGİLER ARTTIRILDI

24 Ocak 1980 kararları sonrasında emperyalizmin ambargosu ve baskıları marifetiyle Türkiye ekonomisine bir rol biçildi. Buna göre Türkiye milli üretime ithal ikamesine ve planlamaya son verecek, sözde ‘dışa açılacak’ ve sermaye hareketlerini ‘serbestleştirerek’ sermaye hareketlerine açılacaktı. 1980 ve 1990’lar bu yapısal dönüşümle geçti. Türk sanayicisi uluslararası pazarlarla tanıştı, ithalat serbest bırakıldı. Bu arada gelirden alınan vergiler azaltıldı, dolaylı vergiler artırıldı. Sözde iş dünyasına destek olma adına gelir dağılımını bozuldu ve devletin vergi tahsilatına darbe vuruldu. Özelleştirmeler ve sosyal güvencede yapılan devasa kesintilerle ‘kamu harcamaları kısıtlandı.'

KAMU HEDEF YAPILDI

IMF reçetesine göre enflasyonun kaynağı kamu harcamalarıydı. Kamunun ekonomideki payı Türkiye ekonomisi tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Özel sektörü teşvik adı altında fiyat kontrolleri sona erdirildi ve sözde serbest piyasa güçlendirildi. Sabit döviz kuru uygulaması sona erdirildi ve serbest kur uygulamaya kondu. Yapılan düzenlemelere rağmen sıcak para ve doğrudan sermaye yatımları yoğun olarak 2003’ten sonra Türkiye’ye gelmeye başladı. Özellikle Avrupa Birliği’ne üye olma hikâyesi ve yeni liberal düzenlemelerin getirilmesi yabancıları teşvik etti.

ÜLKEMİZE KATKISI VAR MI?

Neoliberal ekonomi modeli Türkiye’ye ne kattı? Planlı kalkınma dönemi ile karşılaştırınca mevcut ekonomik modelin performansını ölçmek daha kolay olur. Cumhuriyet tarihinin en istikrarsız dönemi liberalleşme döneminde yaşandı. Sayısız ekonomik ve finansal kriz yaşandı, ‘Türk lirasını güçlendirdik’ diye propaganda yapıldı ancak Türk Lirası defalarca devalüasyona uğradı. 1980 sonrasında sık sık gündeme gelen enflasyon, işsizlik, cari açık, dolarizasyon, dış ticaret açığı gibi ekonomik sorunlar 1980 sonrası uygulanan neoliberal politikalarla kronikleşti. Büyüme performansı düştü, borçluluk oranı arttı. Açıkça görüldü ki 1980 öncesinde uygulanan planlı karma ekonomi modeli neoliberal modelden çok daha iyi çalışmıştı. İzlenen hiçbir iç ve dış politika ‘bedelsiz’ olmadı. Dolaysısıyla Batı bu bağımlılığı Türkiye’ye karşı sürekli baskı aracı olarak kullanır hale geldi. Her ne kadar 1990’lardaki bağımlılık azalmış olsa da bugün uygulanan neoliberal ekonomi politikaları Türkiye’nin zayıf karnı olan ekonomiyi zaaf içinde tutmaya devam ediyor.

PLANLI KARMA EKONOMİ

Boykot tartışmaları, durumu daha da karşılaştırır. Bunun yerine ekonomimizin ne olması gerektiğini tartışmalıyız. Yaşanan deneyimler göstermiştir ki neoliberal ekonomi politikaları iflas etmiştir ve yükselen Türkiye’ye dar gelmektedir. Türkiye’nin lehine dönen jeopolitik konjonktür ve yaklaşan muhtemel gerginlikler, mevcut ekonomik yapıyla karşılamak mümkün değildir. Tam bağımsızlık için emperyalizmin dayattığı neoliberal sistemi sonlandırmak elzemdir. Türkiye dış politika alanında uluslararası bir aktördür ancak zayıf karnı ekonomidir. Bu zaafla Türkiye’nin iddiasını koruması mümkün değildir. Artık bu çürümüş, köhnemiş ekonomik statükoya son verme ve üretime dayalı ekonomik modeli hayata geçirmenin zamanıdır.