Emek Mahallesi’ne uğradım.
Kentin en büyük mahallerinden biri ancak en çok sorunların da yaşandığı mahalle…
Gerçi yıllar öncesine göre kıyaslarsak epey gelişme var diyebiliriz lakin olan sorunları da görmezden gelemeyiz.
Sokak sokak turladım.
Belki hızlı oldu ama görmek isteyen için çok şey anlattığı aşikar.
Özellikle bir çocuk parkı dikkatimi çekti. 
Şehit Polis İbrahim Özdamar parkı…
Çocukları önemsiyorum.
Özellikle kenar mahallelerde yaşayan çocukları…
Parkı görüntülediğimiz an yanımıza geldi her biri…
Yaklaşık 5 çocuk…
“Abla neyi çekiyorsun” diye sordu.
Güldüm.
Bizim meraklı çocuklar… 
“Parkı” dedim.
“Mutlu ediyor mu bu park sizi” diyerek de devam ettim.
Çocuk gözüyle baktığım için düşündüklerimin benzerini onlardan dinlemek farklı geldi. 
Her biri öyle özgüvenli ki…
“Zamane çocukları işte” diyerek içimden gülümsedim.
Geçmişe gittim, bizim çocukluğumuz farklıydı.
Böyle rahat rahat anlatabilir miydik her şeyi bilmem…
Bir tanesi konuştu önce, esmer olan… 
“Abla çok küçük bu park. Eğlenemiyoruz. Oyuncaklar daha çok olmalı. Kaydırak da kırık. Salıncaklar da kalkmıyor, kalkarken sıkıntı. Geçen bir arkadaşımız kayarken düştü, yaralandı” dedi. 
Adı Muhammed…
Diğerleri seslenirken duydum. 
O anlatırken diğerleri şakayla karışık omzuna vurdu.
“Aferin len Muhammed!”
Kahkaha atıyorlar bir yandan da… 
O gururla devam etti: 
“Abla sonra park ikiye bölünüyor, parkın ortasından yol mu geçer, arabalardan oynayamıyoruz.”
Doğru söylüyor…
İşlek de sayılabilecek bir cadde…
Maazallah, bir çocuğun eğlendiği bir vakit üzülmeye hakkı var mı?
Sonra parkın içerisindeki delikleri, deliklerin içerisinden çıkan fareleri, geceleri kimliği belirsiz kişilerin parkta ateş yaktığını, tehlike saçtığını ve bankların kırık oluşunu anlattı Muhammed…
Diğerleri de destek verdi. 
Onların alanı… 
Başkasına söz düşer mi? 
Farklı bir tecrübe oldu bana da… 
Çocuklar anlattı, ben yazdım.
Çocuklar gösterdi, ben çektim.
Çocuklar isyan etti, ben aktardım.
Mekanın sahibinden mekanın dertlerini dinledim.
Helal be Muhammed!
Öyle cesursun ki!
İleri de belki parmağınla göstereceksin o parkı ve diyeceksin ki:
“Bir abla gelmişti, ben anlattım, o yazdı, sonra yepyeni bir park yaptılar! Hatta içinde tahterevallisi bile olan!”

Kuantum Özge der ki:
“Her şeyin çok olanı zarar verir.”