Ülkü Eyüpoğulları kimdir, kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Aslen Erzurumluyum. Ses sanatçısı aynı zamanda televizyon program yapımcısıyım. Nacizane bu şekilde sanat camiasında yer almaya çalışıyorum. Sanat serüvenim nasıl başladı dersek daha evveliyatında İzmir'deydim. İzmir'de TRT'ye gidip gelirken bağlama kursları, solfej, nota kursları alırken rahmetli hemşerim İbrahim Erkal o zamanlar herkes birbiriyle tabi hemşericilik olunca. Derneklere, vakıflara gidince haberdar oluyor. İbrahim Erkal bana, “Kızım senin İzmir'de değil İstanbul'da bizim yanımızda olman gerekiyor” dedi. Hem sana daha çok destek oluruz hem sahip çIkarız” dedi. Ben de koskoca İbrahim Erkal büyüğüm onu dinledim İstanbul’a gittim. Çok da iyi yaptım. Rahmetli babamdan sonra İbrahim Erkal ile aynı şekilde bir ağbi bir baba gibi kol kanat gerdi. O kadar büyük konserlerde onura etti ki peşi sıra beni de çıkardı sahneye. 50 bin kişinin karşısına çıkardığını biliyorum. Büyük onure ederekten bunu her sanatçı yapmaz çünkü. Büyük destekleri oldu. Kendi sahnelerinde, programlarında, konserlerinde. Onun dışında Maltepe Musiki Cemiyeti'ne vakıf var kurucusu Fikret Erkaya hocam o da hem de akrabam. Sanat serüvenim bu şekilde başladı sonra yurt dışına kadar uzandı. Daha sonra orada eğitimlerime devam ettim. Sonrasında Anadolu Yakası, Avrupa Yakası git gel biraz zorluk çekince mecburen gitmesek de gelmesek de o köy bizim köyümüzdür gibi Musiki Vakfı'nın hala öğrencisiyim.

Hayat şartları çok zorladı

Hayat şartları malum okulu tamamlayamadım. Babam da rahmetli olunca aileme destek çıkmak zorundaydım. Bir de evladım var. Sonrasında televizyon programlarına başladım, canlı yayınlar. 7-8 tane televizyon kanalında programlar yaptım. Sosyal sorumluluk projelerinde elimden geldiği kadar aslında bazen diyorum ki bunlardan bahsetmek doğru değil. Bazen de diyorum ki bunun örnek teşkil etmesi açısından neden güzel şeyler paylaşılmasın. Çocuk esirgeme kurumları , huzurevleri olsun, sokak hayvanları olsun, özel durumları olan evlatlarımızın yanında olmaya çalıştım. Gücümün yettiği kadar yetmediği yerde imkanlarımı, çevremi zorladım. İnsan kendisi için bir şey isterken bazen çekinebiliyor ama ihtiyacı olan bir arkadaşın, eşin, dostun veya gözünün gördüğü şeyden insan zaten kendini sorumlu hisseder, ben öyle hissediyorum. Onlara daha kolay bir şekilde kapı çalıp isteyebiliyorsun. Sonuçta insanız. Fıtratımız da birbirimize güzel şeylere vesile olmayı, sebep olmayı gerektiriyor. Durum bundan ibaret. Sonrasında albümler, klipler. Yalnız şöyle bir talihsizliğim oldu, bunu da söyleyeyim. 2016'da ilk albümümü yaptığım zaman, gittim ilk konserimi verdim. Albümlerim çıktı, ilk satışlar yapılıyor falan. 2016'da o talihsiz 15 Temmuz' sürecine denk geldi albümüm. Böyle bir talihsizlik yaşadım. Mecbur her şey durmak zorunda kaldı. Daha sonrasında tabii durmadım.

Asla pes etmedim çalışıyorum

Azmimle devam ettim programlarıma, konserlerime, çalışmalarıma sonra pandemi girdi. Bir eser daha yaptım. Ondan sonra da dedim ki Allah’ım sen kötü şeyleri nasip etme. Bir çalışma yapacağım zaman gerçekten Rabbim hakkımızda hayırlı olanı kolay kılsın diye dua ediyorum. Güzel çalışmalar yaptım, yapmaya da devam ediyorum. Artık kendi eserlerimi yazıyorum. Sözü, müziği kendime ait olan yeni eserlerim var. Onun dışında yine güzel iki eserimiz var. Stüdyoda o da yapım aşamasında. Onu da bu yaz inşallah sevenlerimizle buluşturacağız. Aynı zamanda Eskişehir serüvenim nereden geliyor. Ben 15 yıl burada Sarar Giyim Tekstil'de çalıştım. Ayakçı olarak girdim oraya. Sonrasında 27-28 makine öğrenip o şekilde oradan ayrıldım. Şu anda kendi kostümlerimi kendim dikiyorum. Kendi çantalarımı kendim yapıyorum. Kendi eserlerimi de kendim yapıyorum artık. Nasip olursa Eskişehir'de müziğimi devam ettireceğim. Burada konserlerim olacak. Burada benim en büyük destekçim Umut bey. Benimle beraber işten geldim demiyor, yorgunum, açım susuzum demiyor. Benimle beraber koşturuyor, mücadele ediyor, bir şeyler başarabilelim diye ona ayrıca çok teşekkür ediyorum. İyi ki var.

Müziği nasıl tarif edersiniz? İstanbul tecrübesi olan bir sanatçı olarak neden Eskişehir’i tercih ettiniz?

Müzik benim için gerçekten ruhun gıdası diyorlar ya hem ruhun gıdası hem de insanın insanoğlunun söylemeye çalışıp söyleyemediği dili. Aslında çok diller var ya bir de müzik dili var. Müzik de insanın bir dili diye düşünüyorum. Ruhun hem gıdası hem de dili. Bu şehirden beklentim şu şekilde. Ben zaten 17 yıl burada yaşamış bir insanım. 13 yıldır da İstanbul'daydım. Sonrasında da burada iyi kötü bir çevrem, kitlem var. Hem oğlum burada olunca, burada evlendi, burada yaşıyor. Benim de bir ayağım İstanbul'da bir ayağım burada. Bu şekilde çalışmalarımı devam ettiriyorum. Zaman zaman yurt dışı konserlerimiz, programlarımız oluyor. Ayrıca şunu söylemek istiyorum, kadınlarımıza sadece fiziksel şiddet değil de eminim siz de bir kadın olarak bilirsiniz iş anlamında da her türlü şiddete maalesef kadınlarımız maruz kalıyor. Yani açıkçası kadının ayakta durmaktan, çalışmaktan başka çaresi yok.

TUĞBA AKTAY


Kaynak: Tuğba Aktay